Yavaş yaşam “slow living”

0

Kentlerin hızla kalabalıklaştığı, yaşamın daha hızlı aktığı bir dünyada “slow living” yani yavaş yaşamayı öğrenerek evlerde sadeleşme akımına ayak uyduruyoruz.

Yavaş yaşam son zamanlarda adını duymaya başladığımız bir akım. Aslında bir yaşam felsefesi olarak adlandırabileceğimiz bu akım sadeleşen evler, küçülen yaşam alanlarını da beraberinde getiriyor. “Az ama öz” eşya ile daha iyi bir yaşam sanatını benimsiyor. Bu sebeple minimal mobilyalar, birden fazla işleve hitap edebilen mobilyalar, kendi amacı dışında kullanılabilen aksesuar ve mobilyaların tamamı yavaş yaşamın bir parçası olarak görülebilir. Daha yalın bir görünümü kucaklayan bu “sakin” evlerde bu sebeple beyaz, gri, krem, pastel tonlar gibi bir renk kartelasını görüyoruz. Doğanın da dahil olduğu yaşam alanlarında dinginliğin derecesini arttırabilmek esas.

Evler yavaş yaşam akımına nasıl ayak uydurur?

“Herşeyin giderek hızlandığı bir ortamda tabii ki tam zıt yönde arayışlar olması ve slow living akımının gelişmesi beni pek de şaşırtmıyor. Bazı şeylerin hızlanması diğer tarafta bazı konularda yavaşlayabileceğimiz bir alan açıyor bize aslında. Ancak daha yavaş hareket edebilmek için yalnızca kendimize daha fazla zaman yaratmak yeterli değil. Tüm varlığımızla daha da yavaşlayabiliriz. Nasıl mı? Odaklanarak… Ana odaklanmak “slow living” ile paralel “mindfulness” akımının özeti… Peki nasıl odaklanacağız?

1. Eşyaları azaltarak… Biz farkında olmasak da dikkatimizi ve ilgimizi çalan ve çok da gerekli olmayan bir sürü eşya ve ayrıntı hayatımızın anlarını kaotik birer resme dönüştürüyor. Bu ‘şey’lerin %80’ine ihtiyacımız yok aslında.

2. Evleri küçülterek… Bu bir sürü gereksiz eşyanın barınağı olan evleri küçülterek… Eşyalar azaldığında bu kadar çok mekana ihtiyacımız da kalmayacak.

Küçük ve az eşyalı evler, temizlik ve bakım işlerinin yuttuğu zamanı da bize geri kazandıracak. Özetle “slow living” için işin sırrı küçük yaşam alanları… Bunun uzantısı olarak da bir başka akımı görüyüroz: Tiny House…

Evler bu akıma, küçülerek sadeleşerek, bir kaç fonksiyonun tek mekana indirgendiği hacimlere dönüşerek ayak uyduruyor. Bu akım, küçük evler kendi kendine yeten mekanlar olarak tasarlanmaya uygun olduğu için, enerji verimliliği açısından da avantajlı. Ancak yavaş yaşanılabilecek bir küçük ev, çok özenle tasarlanmalı. Sadeleşmek daha da çok ayrıntıyı hesaplamayı ve planlamayı gerekiyor. İşte bu da hayatın paradoksu.

Küçük ama ‘geniş’ bir yaşam alanı yaratmak için, o evin sakininin içinden yavaşça geçeceği her bir anın her bir ayrıntısı detaylıca düşünülmeli. ‘Şey’leri azaltarak yaşamı çoğaltacak bir tasarım ise çok yönlü düşünmeyi gerektiriyor. Geleceğin daha da kalabalık dünyasında bireyler daha fazla nefes alabilecekleri alanlara ihtiyaç duyacak. Bu anlamda “Slow living”, “mindfulness” ve “tiny house” akımları hayatımızda daha çok yer edinecek bence.” Mimar Esen Akyar Karoğlu, Iglo Architects.

Fotoğraf:  Ikea.

HAZIRLAYAN İLKE YILMAZ

Yorum yazın

E-posta adresiniz paylaşılmayacaktır.